19 Mart 2012 Pazartesi

Oğlunuz GAY Olsa?..


"OĞLUMA Bİ HALLER OLDU"...

En son yaptığım röportajı sizlerle paylaşmak istedim...

Cem Özer'in yönetmenliğini yaptığı "Oğluma Bi Haller Oldu"nun genç oyuncularından Erdem Sakalıbüyük ile keyifli bir sohbet...

Röportaj: Bengü DAĞLI

"Gay" bir çocuğunuz olsa ne yaparsınız? Hiç düşündünüz mü? İşte Cem Özer'in yönetmenliğini yaptığı "Oğluma Bi Haller Oldu" adlı oyunda bu konu irdeleniyor. Biz de gazetempo.com olarak "Oğluma Bi Haller Oldu" oyununun başrol oyuncularından ERDEM SAKALIBÜYÜK ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Genç yaşına rağmen "Rina" ve "Sen Kimsin" gibi başarılı sinema filmlerinde ve dizilerde rol alan Sakalıbüyük, tüm içtenliğiyle sorularımızı yanıtladı...

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Eğitim durumunuz, yaşınız, doğum yeriniz…

26yasindayim.  Müjdat Gezen konservatuvarından 2007 yılında mezun oldum. Şuan da Sadri Alışık tiyatrosunda “Oğluma Bir Haller Oldu” adli oyunda oynamaktayım.

Şimdiye kadar hangi yapımlarda rol aldınız?

“Rina” ve “Sen Kimsin” adlı sinema filmlerinde ve çeşitli TV dizilerinde yer aldım.

Oyunculuğa nasıl karar verdiniz? Çevrenizin bu isteğinize bakışı nasıl oldu? Destek olan ya da başka bir meslek için yönlendirme yapanlar oldu mu?

Oyunculuğa lise yıllarında başladım. Daha doğrusu oyunculuktan öte tiyatroyla tanışmam bu zamanlarda oldu.  14-15 yaşında biri olarak sahnede olmaktan dolayı çok mutlu olduğumun farkına vardım ve tamam ben bu mesleği yapmak istiyorum dedim. Lise biter bitmez konservatuar sınavlarına gireceğimi kafamda zaten kesinleştirmiştim. Destek olanlarda oldu. Başka bir mesleğe yönlendirmek isteyenlerde ama neticede ne yapmak istediğimi bildiğim için kararı çoktan vermiştim.

“Müjdat Gezen Sanat Merkezi”nden mezunsun sanırım…  Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

Evet, orda öğrenciliğim oldu. Çok keyifli bir süreç geçirdim orada, aslında okurken değil okul bittikten sonra anlıyorsunuz zamanınızı nasıl geçirdiğinizi kafa tam açık olmadığı için öğrenciyken durumu biraz geç idrak ediyor size. Orada önemli şeyler öğrendim hocalarımdan… Basta Müjdat Hoca olmak üzere keza rahmetli Savaş Dincel, Ahmet Gülhan, Göksel Kortay gibi isimlerinde öğrenciler için büyük şans olduğunu düşünmekteyim.

“Oğluma Bir Haller Oldu”dan bahsedelim biraz. Oyunda eşcinsel birini oynuyorsunuz.

Evet, oyunda eşcinsel bir karakteri oynuyorum. Oyun  Ron Clark ve Sam Bobrick adli Amerikan yazarların elinden çıkmış Fars bir oyun... Oyunun orijinal ismi "Norman is That You" aslında “Norman Bu Sen misin?” anlamında ama burada oynarken bizim seyircimizin kulağına daha yatkın gelsin diye ismini uyarladık. Bende Norman karakterini canlandırıyorum. Norman 25 yaşında Amerika’nın New York eyaletinde sevgilisiyle yaşayan bir genç. Kendi düzenini ve hayatını kurmuş birisi... Tabi bu düzenin içindeki eşcinselliği ailesi tarafından bilinmiyor ve bir sabah sevgilisiyle mışıl mışıl uyurken aniden kapının çalması sonucu taşralı babasının sürpriz ziyaretiyle karşılaşıyor, Bu da yetmezmiş gibi annesinin de amcasıyla kaçtığını babasından öğrenmesi ve babanın artık Norman’da kalmak istediğini söylemesi isleri çıkılmaz bir hale getiriyor. Çok keyifli komik bir oyun...

Bu oyunun size gelmesi nasıl oldu? Teklifi kabul etmeye nasıl karar verdiniz?

Oyunun bana gelmesi Paşhan Yılmazel sayesinde oldu. O “Böyle bir oyuna başlayacağız yer almak ister misin?” diye sordu ben de “Sen ve Cem Özer gibi bir usta da varsa, elbette seve seve dedim” ve başladık.

Eşcinsel birini oynamanın zorlukları neler? Tepki aldınız mı?

Eşcinsel birini oynamanın ayrı bir zorluğu yok benim için, her role nasıl hazırlanıyorsam, çalışıyorsam buna da öyle baktım. Sonuçta bu benim işim ve işimi yapmaktan dolayı çok mutluyum. Tepkiler eleştiriler aldım ama olumlu yönde. Benim için keyifli bir çalışma oldu diyebilirim.

“Oğluma Bir Haller Oldu”yu kaçıncı kez sahnelediniz? Oyun sırasında yaşanan komik anılar var mı?

Tam kesin bir rakam veremeyebilirim ama 1 Kasım’da prömiyerini yaptık ve Yaklaşık 30-35 oyun oldu. Oyun sırasında yaşanan komik anlar elbet oluyor hele de Cem Özer gibi üstatla çalışıyorsanız olmamasının imkânı yok.  Oynarken doğaçlama yaparsa ki yapmayı sever hep olmasa da işte o zaman belli ki çekeceğiniz var oyuncu olarak.

Cem Özer ve Paşhan Yılmazel’le birlikte oynuyorsunuz? Ekip ruhu da önemli olsa gerek. Bu iki ismin size desteği ya da yönlendirmeleri oluyor mu?

Ekip ruhu gerçekten tiyatroda çok önemli ki Cem Özer’inde aslında önem verdiği bir husus bu. Çünkü bireysel bir iş yapmıyoruz. Bir ekip ruhu takım ruhu olmak zorunda futbol takımı gibi düşünmek gerekiyor. Eğer ekip ruhu olmazsa bu bir şekilde seyirciye yansır diye düşünüyorum. Pas trafiğiniz alış verişinizde olmalı sahne üstünde ki bir takım oyunu çıksın güzel oyun olsun. Bu yönden çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Hem Paşhan hem Cem Usta’yla da aynı düşünüyoruz. Sanıyorum ki izleyicinin oyunu bu kadar beğenmemesinin nedeni bunu iyi becerdiğimizden kaynaklanıyor.

Oyun önümüzdeki süreçte nerelerde sahnelenecek?

Mart ayı için konuşursak hafta sonu Kıbrıs’ta oynuyoruz.  17-18-19 Mart Yakın doğu Üniversitesi’nde, 23 Mart Profilo Kültür Merkezi, 30 Mart Akadlar Kültür Merkezi, 31 Mart’ta Yalova’da var.

Daha yolun çok başında olan bir oyuncu olarak oynamak istediğiniz roller var mı?

Hayır, yok aslında sadece güzel islerde içime sinen islerde çalışmak gibi bir gayem var şuana kadarda bunu gerçekleştirdiğimi düşünüyorum.

Teşekkürler…

16 Mart 2012 Cuma

Jennifer Lopez Kapak Kapak Dolaşmaya Devam Ediyor...




Eşi Marc Anthony'den ayrıldıktan sonra şansı açılan 42 yaşındaki seksi şarkıcı Jennifer Lopez kapak kapak dolaşmaya devam ediyor. Her ay başka bir dergiye kapak olan Lopez Şimdi de Vogue Dergisi'nin Nisan sayısının kapağında... Kırmızı elbisesiyle ortalığı kasıp kavuran Lopez yine çok seksi...


Jennifer Lopez

15 Mart 2012 Perşembe

Seyahat Stilinizi Belirleyin...

Hollywood Yıldızları Havaalanında

'Hayatta en sevdiğin şey ne?' diye sorsalar hiç kuşkusuz 'Seyahat etmek' derdim. Makyajsız bir ben rahat bir eşofman altı, spor ayakkabılar, salaş bir üst... Oh değmeyin keyfime!

Seyahat ederken bir tek rahatına düşkün olan ben değilim Hollywood yıldızları da pek bir rahat... Tabi aralarında süslüsü yok mu? Var. Gelin Hollywood yıldızlarının seyahatteki hallerine birlikte bakalım...

Dita Von Teese seyahatte bile çok seksi!

Joel Kinnaman

Mila Kunis

Miranda Kerr'in yolculukta bile şıklıktan ödün vermiyor...

Nicole Kidman ve ailesinin yolculuk halleri...

Salma Hayek marka kokuyor:)

Taylor Swift

Zac Efron

Angelina Jolie tarzından asla ödün vermiyor...

Jolie-Pitt çiftinin dünya umrunda değil...

Chloe Moretz

Jennife Aniston seyahatte bile şık...

Kate Upton

Kristen Stewart seyahatte bile cool...

Miranda Kerr her daim şık...

Reese Witherspoon bakımlı halinden çok uzakta

Rihanna yine tarzını konuşturmuş...

13 Mart 2012 Salı

Kırmızının Ateşi, Siyahın Asaleti




Moda takipçisi kadınların ve genç kızların vazgeçilmez saat markası Elle, yeni sezonda modellerinde kırmızı ve siyahı ön plana taşıyor. Kırmızının ateşi ve siyahın asaletini taşıyan yeni tasarımlar hem spor hem de klasik tarzlara uygun.

Bağımsız ve gezgin yaşam stilini yansıtan çok çeşitli saatleriyle Elle; tasarımlarında stil, rahatlık ve şıklığı birleştiriyor.

Kadın ve genç kızların vazgeçilmez aksesuarları arasında yer alan saati, kendine has tarzı ve farklı ürün yelpazesi ile yeniden yorumlayan Elle Saat, mükemmel saat anlayışını bir üst seviyeye taşıyor.

İlkbahar-yaz sezonuna özel hazırladığı iki farklı modelinde, modası hiç geçmeyen kırmızı ve siyahı saatin kadran ve kayışında kullanıyor.

Elle saatlerine, MOJ mağazalarında ve Türkiye’nin farklı bölgelerindeki yüzlerce seçkin satış noktasından ulaşılabiliyor.






12 Mart 2012 Pazartesi

Şimdi Favorim SALON Oje Serisi...



Bugün size bir oje markasından bahsedeceğim ismi Sally Hansen Yeni Salon Oje Serisi... 2 aydır bu oje markasını kullanıyorum hem renkleri çok güzel hem de çok sağlıklı ürünler... Şuan elimde 4 rengi bulunmakta, en çok beğendiğimin fotoğrafını çektim. 2 ay önce altığımda 13 Lira'ydı... Özellikle ojenin sürümüne dikkat çekmek istiyorum. Benim gibi oje sürmede özürlüyseniz bu marka tam size göre zira hiç bu kadar kolay oje sürdüğümü hatırlamam...

Ojenin içeriğinde;

  • Doğal mineral kompleks ile tırnaklarda kalıcılığını uzun süre korumaya,
  • Keratin ile tırnakları güçlendirmeye
  • Deniz botanikleri ile tırnakları beslemeye ve nemlendirmeye
  • Silikon ile tırnaklarda pürüzsüz ve kolay bir sürümü desteklemeye
  • UV koruyucular ile oje renginin solmasını engellemeye ve ojenin gerçek rengini daha uzun süre korumaya yardımcı olur.


Uygulama şekli çok basit şişeyi hafifçe çalkalayacaksınız. Ojeyi 2-3 kat sürebilirsiniz. Hatta daha güzel oluyor. Her kat uygulamadan bir önceki katın iyice kuruduğuna emin olunuz.


9 Mart 2012 Cuma

Siyahın Asaletinden Vazgeçemeyenler için...






Renkli kıyafetleri çok severim ama gardolabımın vazgeçilmezleri arasında başköşeyi hiç kuşkusuz siyah renklerdeki kıyafetlerim alır. Onun asaletini, şıklığını, sadeliğini, çekiciliğini... aynı anda yakalayabileceğim başka bir renk var mı düşünmem lazım... Hal böyle olunca siyah renkteki kıyafetleri aksesuarlarla nasıl zenginleştirir ve şık hale getiririz paylaşmak istedim.

Bakalım bu kombinleri beğenecek misiniz?

 Yukarıdaki kombinin en dikkat çekici özelliği leopar deseni, leopar desenini herkes kullanamaz bu bir gerçek ama ne bileyim bir ayakkabıda bir çantada çok sık durabilir. Siyah sade mini bir elbisenin tek başına bir albenisi olmayabilir ama kıyafetteki küçük bir leopar ayrıntısı sizi gecenin en dikkat çeken ismi yapabilir...
 Siyah ve beyazın uyumu tartışılmaz yukarıdaki kombin örneğinde bunu görmek mümkün...
Günlük hayatta da siyah renkteki kıyafetlerinizle şıklığı yakalayabilirsiniz.
 Yukarıda ki örnekte aksesuar detayına dikkat...
 Siyah bir elbiseyi küçük dokunuşlarla nasıl seksi hale getirebiliriz? Tabi ki kırmızının dayanılmaz cazibesiyle... Altın renginin dişiliğinin siyah ile uyumu mükemmel... Herkese tavsiye ederim...
Siyah kıyafet denince benim aklıma gelen ilk isim kesinlikle Angelina Jolie... İte Angelina'dan size özel bir kaç örnek...







7 Mart 2012 Çarşamba

Bugün Kadınların Günü


Bugün Dünya Kadınlar Günü... Bugünü Türkiye'de ve dünyada acı çeken, ezilen, sosyal hakları ve yaşam hakları elinden alınan, aşağılanan, işkence gören kadınlara adıyorum... Aşağıda çok sevdiğim arkadaşım Zümrüt Sönmez'in bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum...

Hangi Kadınların Günü?


Bugün 8 Mart.

Yani, dünya kadınlar günü.

Bir şekilde kurgulanmış, her ağrıya uygun aspirin misali günlerden bir gün.

Meseleleri küçük parçalara ayırıp kolayca göz ardı edebilmenin modern yöntemlerinden.
Şu an yerleşik her sistemde istisnasız sömürülen, bir şekilde evsiz bırakılan, alet olan kadın; çeşitli tasavvurlar içerisinde, çeşitli kimliklerde; her biri kendisine dayatılan ya da bir şekilde içine doğduğu hikayenin silik karakteri. Farklı ülkelerde birbirinden farklı yaşam şartlarına, farklı muamelelere maruz kalan, farklı kültürler içerisinde kimlik olarak da birbirinden farklı konumlandırılan, kuşbakışı bir değerlendirmeyle bile yüzbinlerce “kadın” tanımı yapılabilecekken, dünya kadınlar günü hangi dünyanın kadınlarının?

Bir zaman dilimine sahip olmak ona hakim olma gücünü (dönüştürücü manada) elinde bulundurmayı gerektirir ve hakim olmak için önce kendi aslına vakıf olmak gerekir. İnsan zihnini, her zeminde farklı duran suretleri mutlaklaştırmaya güden Modernizm, onun aslına dair bilgisini örtmüş, bir diğer ifadeyle dönüştürmüştür. Her neyi olursa olsun en iyi bilen onu yaratandır, kadın ve erkek insanı okumak gereken yer de orasıdır. Aslı okumak gereken satırlar asıl olan satırlardır deyim yerindeyse. İnsanın kendini başlangıç noktasından okuması, hayat içerisindeki kadın ya da erkek rolünü bu bilgiyle sahiplenmesi gerekir. Kendini bilmek, kendinden çıkanı bilmek yani bahsettiğim hakim olma gücünün ta kendisidir. İnsan kendine, eylemlerine, yaşadığı her âna ancak bilinçle nüfuz eder, öyle ki; âna nüfuz etmek, her günün hakkını vermek demektir. Bu da, kadın ve erkek olmaklığı da içinde barındıran insan sorumluluğudur.

Dünyanın uzak –yakın tarihini göz önüne getirdiğimizde, iyi-kötü yaşanmış ama yaşanmışlığı sahipsiz kalmış, kimsenin üstüne alınmadığı bir yığın “gün” varken, hangi bilinç bir günü her şeyiyle sahiplenmeye gönüllü olur?

Öğretmenler, anneler, babalar, sevgililer, kadınlar; insanlık sorununu, insan hakları sorununu kendilerine lütfedilmiş 24 saatte, kendi perspektiflerinden, göreli hassasiyetleri ile değerlendirecek, kendince (teoride) çözümler bulacak, deyim yerindeyse biraz da bununla oyalanacak.

Kadınların sorunları, özde insanlık sorunu iken, kadınlar için özelde iyi bir şeyler yapmak için bile meseleyi genel itibariyle “insan” olgusu üzerinden değerlendirmek gerekirken, “Dünya Kadınlar Günü” neyin fidyesi?

Bu günü kendileri için lütuf sayanlar bir yıl biriktirdiklerinin şaşkınlığıyla hangi yarayı kapatabileceğini düşünüyor?

Filistin’de her geçen gün Allah için feda eden, Irak’ta haykıran, Doğu’da kurban olan, Batı’da kariyer yapan, çalışan, çalıştıran, eğlenen, ağlayan, doğuran, öldüren vs. Takvimler neyi gösterirse göstersin, her biri farklı coğrafyalarda, farklı tarihleri yaşayan, farklı dünyaların kadınları onlar.

Hal böyleyken; acaba bugün, kimin günü?

Zümrüt Sönmez